Bulunduğunuz Bölüm: MOBILDEPO.COM « Serbest Alan « Konu Dışı « Kültür & Sanat « 

:: BİYOGRAFİ ::

Sayfa: 1 [2] 3
 
Gönderen Konu: :: BİYOGRAFİ ::  (Okunma Sayısı 4652 defa)
makrow
Ziyaretçi
« Yanıtla #6 : Nisan 06, 2005, 18:53:12 »

Catherine Zeta Jones
İngiltere’nin gelmiş geçmiş en popüler oyuncusu olan Catherine Zeta Jones, bu başarısını, sinema kariyerinden ziyade güzelliğine ve Michael Douglas ile yaptığı sansasyonel evliliğe borçlu. Uzun süreli aralıklarla kamera karşısına geçen Jones, kendini daha ziyade TV dizilerinde gösterdi. İlk ciddi başarısını Antonio Banderas ve Anthony Hopkins gibi dev oyuncularla birlikte oynadığı “ The Mask of Zorro ” ile gerçekleştiren aktris, bu 1998 yılının en popüler filmi sayesinde dünya çapında bir üne kavuştu.
[img src=\'Linkleri Görmek İçin Siteye Üye Olmalısınız.
Üye Ol  Giriş Yap' border=\'0\' alt=\'user posted image\' /][img src=\'Linkleri Görmek İçin Siteye Üye Olmalısınız.
Üye Ol  Giriş Yap' border=\'0\' alt=\'user posted image\' /]
1969 yılının Eylül ayında Galler’in bir balıkçı köyünde dünyaya gelen Jones, ekonomik nedenlerden ötürü çok küçük yaşlardan itibaren ağır işlerde çalıştı. Ailesinin işlerinin düzene girmesi ve sonunda babasının bir şeker fabrikası kurmasıyla birlikte biraz olsun rahata kavuştu. Fakat ne balıkçılık ne de şekerpancarı onun ilgisini çekmiyordu.

Genç yaşlardan itibaren oyuncu olmayı kafasına koyan Jones, insanların karşısında gösteriler düzenlemek ve herkesin ilgisini kendisinde toplamaktan büyük bir haz alıyordu. 4 yaşında Katolik kilisenin düzenlediği toplantılarda şarkı söyleyip dans eden küçük yıldız, 11 yaşına gelince sahneye çıktı. İlk önceleri küçük çaplı oyunlarda rol alan Jones, 13 yaşında ilk büyük deneyimini bir West End yapımı olan “ Bugsy Malone ” adlı bir müzikalde gerçekleştirdi.

Aktris, 16 yaşına geldiğinde David Merrick’in “ 42nd Street ” adlı oyununda başrol oynayarak, bir daha dönüşü olmayacak bir yola ilk büyük adımını attı. Normalde ikinci bir rolde oynayacak olan Jones, başrol oyuncusunun olmadığı bir gece hırlı bir şekilde çalışırken yönetmen Merrick tarafından fark edilmesiyle birlikte başrolü kazandı. Sekiz hafta boyunca gösterilen oyun, aktrisi İngiltere’de bütün tiyatroseverler tarafından bilinen bir oyuncu haline getirdi.

Kariyeri boyunca daha çok televizyon dizilerinde gözüken Jones, 1990 yılında Fransız yönetmen Philip de Broca’nın 1990 yapımı “ Scheherazade ” adlı filminden hemen sonra televizyona transfer oldu. Aynı yıl içerisinde İngiliz televizyonlarının nostaljik dizisi “ The Darling Buds of May ”de rol aldı. Bu filmle birlikte İngiltere çapında bir süper star haline gelen Jones, bundan sonraki üç yıl içerisinde parasal açıdan çok parlak bir dönem yaşadı. Bu dönem içerisinde Hollywood’a ilk adımlarını atmaya başlayan aktris, ABC kanalının sevilen filmi “ The Young Indiana Jones Chronicles ”da kalıcı bir rol kazandı.

Ününü kısa sürede Amerika’ya da yayan Jones, 1994 yılında kariyerinin belki de en güçlü etkiyi bırakan rolünü oynadı. CBS’nin “ Return of Native ” filminde başrol oynayan aktris, ardından “ Catherine the Great ” adlı bir TV filminde rol adlı. Filmografisi içerisinde daha çok tarihi ve nostaljik filmlere ağırlık veren Jones, bu tarz filmlerin en iddialısını 1992 yılında Marlon Brando ile oynadığı “ Christopher Columbus: The Discovery ” ile gerçekleştirdi. 1993 yılında Barbara Hershey ile “ Splitting Heirs ” ile birlikte kamera karşısına geçen aktris, 1996 yılında da Billy Zane ile “ The Phantom ”da rol aldı.

Bu sırada ünlü yönetmen-yapımcı Steven Spielberg’in dikkatini çeken Jones, Spielberg’in yapımcılığını üstlendiği ve Antonio Banderas ve Anthony Hopkins gibi ünlü oyuncuların yer aldığı “ The Mask of Zorro ” da rol aldı. Ardından Sean Connery ile birlikte “ Entrapment ” adlı filmin başrolünü paylaştı. Filmde seksi bir mücevher hırsızını canlandıran Jones, belki de filmin tek dikkat çeken noktasıydı. Aktris 1999 yılında “ The Haunting of Hill House ” adlı vasat bir filmde rol aldı. Bu sırada Michael Douglas’ın sözleşmeli evlilik teklifini kabul eden aktris, kısa bir süre sonra Douglas’tan hamile kaldı.
[img src=\'Linkleri Görmek İçin Siteye Üye Olmalısınız.
Üye Ol  Giriş Yap' border=\'0\' alt=\'user posted image\' /]
Sert yüz ifadesini, gizemli bakışları ve seksi gülüşüyle bütünleştirince hemen hemen her sinema izleyicisini ekrana odaklayabilecek bir güzelliğe sahip olan Jones, vasat filmlerin kurtarıcısı olarak yapımcılar tarafından aranan bir yıldız. Bu özelliği yüzünden belki de oyunculuğunu istediği gibi sergileyemeyen ve de eski Jones gibi oyunculuğu ile anılmayan bir Hollywood kurbanı da sayılabilir. Gerçi Jones bundan fazla da şikayetçi değil.
Logged
Mobildepo Dostu
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 22181


View Profile
Re: :: BİYOGRAFİ ::
« Posted on: Eylül 03, 2010, 08:13:13 »

 
      uyari
Merhaba Kardeşim. Öncelikle dostluk ortamına hoş geldin. Ben bir Mobildepocu olarak siteden daha fazla yararlanmanız için sitemize üye olmanızı öneririm. İyi eğlenceler dilerim.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: :: BİYOGRAFİ :: oyunları, :: BİYOGRAFİ :: programı, :: BİYOGRAFİ :: oyunu indir, :: BİYOGRAFİ :: program yükle, :: BİYOGRAFİ :: download, :: BİYOGRAFİ :: hikayeleri, :: BİYOGRAFİ :: resimleri, :: BİYOGRAFİ :: haber, :: BİYOGRAFİ :: yükle, :: BİYOGRAFİ :: videosu, :: BİYOGRAFİ :: msn eklentisi, şarkı sözleri
Logged
Sitemize Destek Olun
Reklam Botu
Re: :: BİYOGRAFİ ::
« Gönderen: Eylül 03, 2010, 08:13:13 »


Logged
makrow
Ziyaretçi
« Yanıtla #7 : Nisan 06, 2005, 18:58:21 »

Aaliyah
Asıl ismi Aaliyah Dana Haughton olan genç yıldız Brooklyn doğumlu. 5 yaşındayken Detroit’e taşınan Aaliyah, ilk büyük çıkışını henüz 11 yaşındayken Gladys Knight ile yaptığı performans sayesinde gerçekleştirdi. Bütün hayatını şarkı söyleyerek geçirdiğini söyleyen Aaliyah, kilisede ve okul gösterilerinde sesini geliştirme fırsatı buldu. Pratiğini daha çok ailesinin evdeyken verdiği vokal dersleriyle bütünleştirdiğini ve böylece doğuştan gelen yeteneğini eğitmeyi başardığını belirten genç sanatçı, müziğe ciddi anlamda ilk olarak Barry Hankerston’ın desteğiyle adım attı.
[img src=\'Linkleri Görmek İçin Siteye Üye Olmalısınız.
Üye Ol  Giriş Yap' border=\'0\' alt=\'user posted image\' /]
“ Age Ain’t Nothing But a Number ” adlı ilk albümüyle hip-hop dünyasında kısa sürede üne kavuşan Aaliyah, özellikle “ Down With the Click ”, “ Let Me Know ” ve “ Back and Forth ” adlı parçalarıyla uzun süre listelerde yer aldı. 1996 yılında “ One In a Million ” adlı ikinci albümünü piyasaya çıkan siyahi yıldızın “ Hot Like Fire ” ve “ 4 Page Letter ” adlı parçaları oldukça ses getirdi. Prodüksiyonunu Timbaland ile Barry Hankerston’ın üstlendiği albüm uzun süre Amerika listesinde bir numarada kaldı.
[img src=\'Linkleri Görmek İçin Siteye Üye Olmalısınız.
Üye Ol  Giriş Yap' border=\'0\' alt=\'user posted image\' /]
Yeni albümü için iki sene stüdyoya kapanan Aaliyah’ın dönüşü yine muhteşem oldu. “ Are You That Somebody? ” şarkısıyla yine bir numara olan genç yıldız, adını müzik piyasasının tanınmış isimleri arasına yazdırdı.

Sinemaya olan ilgisi izlemekten öteye geçmemiş olan Aaliyah, “ Kuzuların Sessizliği ” filminin kendisini çok etkilediğini belirtiyor. Genel olarak korku filmlerini izlemeyi tercih eden siyahi şarkıcı, en favori oyuncusu olarak da Anthony Hopkins’i gösteriyor. 2000 yapımı olan “ Romeo Ölmeli ” ile ilk sinema deneyimini yaşayan Aaliyah, filmde çeteler arasındaki amansız savaşa durmak için gayret sarf eden Trish karakterini canlandırdı.
Logged
makrow
Ziyaretçi
« Yanıtla #8 : Nisan 06, 2005, 19:01:40 »

Charlize Theron
1975 yılında Güney Afrika’nın Benoni adlı küçük bir köyünde dünyaya gelen Charlize Theron, yol yapımında çalışan fakir bir anne babanın tek çocuğuydu. Çocukluğunun büyük bir bölümü ailesinin çalıştığı çiftlikte geçen Theron, bu sırada yarım yamalak da olsa pek çok dili konuşmayı öğrendi.
28 farklı Afrika dilini konuşabilen aktris, 6 yaşına geldiğinde çiftlik sahiplerinin de desteğiyle bale öğrenmeye başladı. Kısa bir süre sonra da profesyonel bale eğitimi için Johannesburg’a davet edildi.
[img src=\'Linkleri Görmek İçin Siteye Üye Olmalısınız.
Üye Ol  Giriş Yap' border=\'0\' alt=\'user posted image\' /][img src=\'Linkleri Görmek İçin Siteye Üye Olmalısınız.
Üye Ol  Giriş Yap' border=\'0\' alt=\'user posted image\' /]
Johannesburg’ta okumaya başlayan Theron, 13 yaşına geldiğinde babasını kaybetti. Eski hayatına geri dönmeyi göze alamayan aktris, annesini yalnız bıraktı ve İtalya’ya giderek modellik yapmaya başladı. Milano’da bir ajansla kontrat imzaladıktan sonra birçok ünlü magazin dergisine kapak oldu.

Bir sene sonra “ bir tek kelime dahi konuşamayan güzel ” olarak ün kazanan Theron, 1992 yılında New York’a gitti. Bir daha asla modellik yapmamaya karar veren aktris, oyuncu olmayı kafasına koydu. New York’ta Joffrey Okulu’nda dans eğitimi aldıktan sonra “ The Nutcracker Suite ” ve “ Swan Lake ” gibi klasiklerde oynadı. Ancak şanssız bir şekilde dizinden sakatlanınca, profesyonel dansçı olma hayallerini bırakmak zorunda kaldı.

Bir otobüs bileti alarak Hollywood’un yolunu tutan aktris, çeşitli işlerde çalışmaya başladı. Theron, keşfedilmek için 1994 yılına kadar beklemek zorunda kaldı. John Hurt ve Renee Russo gibi oyuncuların menajerliğini yapan John Crosby tarafından keşfedilince, kendini bir anda film setinde buldu.

“ 2 Days in the Valley ” adlı bir filmle ilk ciddi tecrübesini yaşayan aktris, şöhretin kapılarını başrollerini Keanu Reeves ve Al Pacino’nun paylaştığı “ The Devil’s Advocate ” filmiyle araladı.
[img src=\'Linkleri Görmek İçin Siteye Üye Olmalısınız.
Üye Ol  Giriş Yap' border=\'0\' alt=\'user posted image\' /]
1998 yılında Woody Allen’ın “ Celebrity ” adlı filminde ünlü bir modeli canlandırdı. Ardından Bill Paxton ile birlikte “ Mighty Joe Young ” adlı Disney yapımı bir filmin başrolünü paylaştı. Hollywood’un basamaklarında hızla yükselen aktris, 1999 yılında “ The Astronaut’s Wife ” adlı filmde Johnny Depp ile birlikte rol aldı.

Aynı yıl içerisinde gelecek vadeden genç aktörlerden Tobey Maguire ile “ The Cider House Rules ”ta oldukça iyi bir performans sergiledi. Aktris, 2000 yılına bir cinayeti konu alan” The Yards ” adlı dram filminde Joaquin Phoenix ile birlikte, " Men of Honor " filminde ise Robert De Niro ile birlikte rol aldı.

2001 yılında gösterime giren " Sweet November " ( Kasımda Aşk Başkadır ) isimli filmde, Keanu Reeves ile birlikte rol alan Theron, Sara Deever karakterini canlandırdı.

Aktris, 2002 yılında "Waking Up In Reno" (Çarpık İlişkiler) adlı filmde başrolü oynadı.
Logged
makrow
Ziyaretçi
« Yanıtla #9 : Nisan 06, 2005, 19:04:53 »

Cameron Diaz
5 yıl boyunca başarılı bir Elite modeli olan Cameron Diaz, 1994 yılının en iddialı mavi gözlü sarışını olarak görülmüştü. Başrolünde Jim Carrey'nin oynadığı " The Mask " ( 1994 )ile Hollywood'a ilk adımını atan Diaz, filmdeki seksi sarışın tiplemesiyle birçok erkeğin kalbinde taht kurdu. Bu filmin ardından oyunculuğunu sergileyebileceği bir film teklifi ile karşılaşma şansı bulamayan yetenekli yıldız, bir anlamda güzelliğinin kurbanı olarak sarışın aptal imajını silemedi.
[img src=\'Linkleri Görmek İçin Siteye Üye Olmalısınız.
Üye Ol  Giriş Yap' border=\'0\' alt=\'user posted image\' /][img src=\'Linkleri Görmek İçin Siteye Üye Olmalısınız.
Üye Ol  Giriş Yap' border=\'0\' alt=\'user posted image\' /]
" The Mask " filminden sonra " The Last Supper "da rol alan Diaz, Hollywood'un yetenekli yıldızı Keanu Reeves ile başrolü paylaştığı " Feeling Minnesota "da evlenmek üzere olduğu adamın kardeşine aşık olan bir kadını canlandırdı. Bu filmle birlikte istediği çıkışı tam olarak yakalayamayan Cameron Diaz, daha sonraları Edward Burns ile " She's the One " ve Harvey Keitel ile " Head Above Water "da rol aldı. " Head Above Water "daki başarılı oyunculuğu ile eleştirmenler tarafından geleceğin yıldızları arasında gösterilen Diaz, sinemadaki kariyerine ticari filmlerle devam etmeyi tercih etti.

Romantik komedi filmi " My Best Friend's Wedding "de Julia Roberts'a eşlik eden genç oyuncu, bu filmdeki performansıyla yükselişe geçti. " My Best Friend's Wedding "in ardından Trainspotting'in yönetmeni Danny Boyle'un, " A Life Less Ordinary "( 1995 ) adlı filminde, Ewan McGregor ile başrolü paylaştı. Aynı yıl uzun süredir beraber olduğu La Torre'den ayrılan güzel yıldız, 1998 yılında " There's Something About Mary " adlı filmde birlikte oynadığı Matt Dillon üç yıl sürecek romantik bir ilişkiye başladı.

Bir kara mizah örneği olan " Very Bad Things " de Christian Slater'la başrolü paylaşan Diaz, 1999 yılında pek çok tartışma yaratan " Being John Malkovich "de de rol aldı.

Aynı yıl, yönetmenliğini Oliver Stone'un üstlendiği, başrollerinde Al Pacino, Dennis Quaid ve James Woods gibi usta oyuncuların yer aldığı " Any Given Sunday "de ( Kazanma Hırsı ) babasından kendisine miras olarak kalan Sharks adlı bir takımın sahibi Christina Pagniacci'yi canlandırdı.
[img src=\'Linkleri Görmek İçin Siteye Üye Olmalısınız.
Üye Ol  Giriş Yap' border=\'0\' alt=\'user posted image\' /]
2000 yılında tüm dünyada seyircilerin yoğun ilgisiyle karşılaşan ve gişe rekorları kıran “Charlie’nin Melekleri”nde üç melekten “ Natalie”yi canlandıran Cameron Diaz, 2001 yılında bir başka büyük yapımla yine kamera karşısındaydı. Tom Cruise ve Penelope Cruz ile birlikte rol aldığı " Vanilla Sky "da New York'lu yayıncı David Aames'e aşık Julie Gianni rolünde izleyici karşısına çıkan aktristin 2002 yılında gösterime girecek filmleri arasında, " Gangs of New York ", " The Sweetest Thing " ve " The Slackers " yer alıyor....
Logged
makrow
Ziyaretçi
« Yanıtla #10 : Nisan 06, 2005, 19:08:01 »

Drew Barrymore
Hollywood hanedanlarından birinin varisi olarak dünyaya gelen, parlak bir çocuk yıldızken alkol ve uyuşturucu bağımlılığına yakalanarak kariyerinde inişe geçen, ardından da kendisini toparlayarak yeniden Hollywood göklerinde parıldayan bir yıldız olan Drew Barrymore’un yaşam öyküsü, çalkantılarla dolu Hollywood yaşamlarına, çöküşün ardından yeniden doğuşlara bir örnek...
[img src=\'Linkleri Görmek İçin Siteye Üye Olmalısınız.
Üye Ol  Giriş Yap' border=\'0\' alt=\'user posted image\' /][img src=\'Linkleri Görmek İçin Siteye Üye Olmalısınız.
Üye Ol  Giriş Yap' border=\'0\' alt=\'user posted image\' /]
John Barrymore’un torunu, Ethel ve Lionel Barrymore’un yeğeni olarak, 22 Şubat 1975’te Culver City, California’da dünyaya gelen aktris, kameraların karşısına geçmekte gecikmedi. Henüz dokuz aylıkken bir televizyon reklamında, iki yaşındayken de “ Suddenly Love ” isimli bir dizide rol aldı. İki yıl sonra, “ Altered States ”de William Hurt’un kızı rolündeydi. Bu, Barrymore’un beyaz perdedeki ilk rolüydü.

Yedi yaşında Steven Spielberg’in “ E.T. The Extra Terrestrial ” filminde rol alınca, ünü ülke sınırlarını aşan bir yıldız haline geldi. 1982 yapımı bu filmin elde ettiği büyük başarı Barrymore’u geniş kitlelerce beğenilen bir oyuncu haline getirdiyse de, ardından 1984 yapımı “ Irreconcilable Differences ” ve “ Firestarter ”da rol alan aktris, bir anda uyuşturucu, alkol ve bitmek bilmez partilerle dolu yıpratıcı bir hayatın içinde buldu kendini.

Çocukluğunu yaşayamadan yetişkinlerin dünyasına adım atmak zorunda kalan küçük oyuncu, teselliyi içkide aramaya başladığında daha sadece 9 yaşındaydı. Bunu gören yazar çizerler Barrymore’u da unutulmaya mahkum bir çocuk yıldız olarak ilan etmekte gecikmediler elbette. Birkaç filmde daha rol aldıysa da, filmlerin başarısızlığı, Barrymore’u “ bir zamanlar yıldızdı ” diye ananları haklı çıkarmak için yapılmıştı adeta...

Ama Barrymore’un bu sözleri haklı çıkarmaya hiç niyeti yoktu. Birkaç yıl içinde kendini toparlayan aktris, “ Little Girl Lost ” isimli bir otobiyografi yazarak burada alkol ve uyuşturucuyla olan yolculuğunu anlattı.

1990’ların başlarında kariyerinde yeni bir dönemece giren Barrymore, aldığı çocuksu ama vamp rollerle dönemin Lolita’sı olmaya adaydı. Bunu yeni bir başlangıç olarak gören aktris, 1992 yılında “ Poison Ivy ”, 1993’te “ The Amy Fisher Story ” ( TV ) isimli filmlerindeki performanslarıyla yeniden parlamaya başladı.

1995’te “ Batman Forever ”da rol alan aktris, sahne önünde olduğu kadar, sahne gerisindeki yaşamıyla da dikkatleri üzerinde toplamaya başlamıştı. İlk olarak erkek arkadaşı Jamie Waters ile birlikte verdiği çıplak pozlar “ Interview ” dergisine kapak oldu, ardından bazı Calvin Klein reklamlarında boy gösterdi, son olarak da 1995 yılında “ Playboy ” dergisi için çıplak pozlar verdi.

1996 yılında Wes Craven’in “ Scream ” isimli filminde kısa ama dikkat çekici bir rol alan Barrymore, aynı yıl Woody Allen’ın “ Everyone Says I Love You ” filminde de yer aldı. Bu iki film, aktristin kariyerinde yeniden yükselişe geçmesini sağlayan filmler oldu.
[img src=\'Linkleri Görmek İçin Siteye Üye Olmalısınız.
Üye Ol  Giriş Yap' border=\'0\' alt=\'user posted image\' /]
Tekrar yoğun bir çalışma temposu içine giren Barrymore, bir yandan da sahne dışındaki kötü imajını yıkıp sevimli ve eğlenceli bir insan olarak görünmeye özen gösteriyordu. Sinema çalışmaları da bu yeni imajını destekler nitelikteydi.

Aldığı rollerin çoğunda sade ve güzel kahramanı canlandıran aktris, 1998 yapımı “ Ever After ”da gerçek bir Sindirella’yı canlandırmaktaydı. Barrymore’un 1998 yılı çalışmalarından bir diğeri olan “ The Wedding Singer ”, onu Amerika’nın yeni sevgilisi haline getiren bir film olacaktı.

Bir sonraki yıl “ Never Been Kissed ” ile iniş çıkışlarla dolu geçmişine son noktayı koyan aktris, filmde sevgilisi tarafından terk edilmiş 20’li yaşlarındaki muhabiri canlandırıyordu.

2000 yılında “ Charlie’s Angels ”da Cameron Diaz ve Lucy Liu’yla birlikte Charlie’nin üç meleğinden birini canlandırdı. Aynı yıl “ Skipped Parts ”, “ So Love Returns ” ve “ Donnie Darko ” isimli filmlerde de rol alarak 21. yüzyıla son derece hareketli başladı.

Barrymore’un 2001 yılı çalışmaları arasında “ Donny Darko ”, “ Freddy Got Fingered ”, “ Riding in Cars with Boys ” ve “ Barbarella ” bulunuyor...
Logged
makrow
Ziyaretçi
« Yanıtla #11 : Nisan 06, 2005, 19:12:05 »

 Ellen  Burstyn
1932 yılında Detroit’te dünyaya gelen Burstyn, oyunculuğa başlamadan önce pek çok farklı iş yaptı. 14 yaşında Detroit’teki lokantalarda çalışan aktris, liseyi bırakıp manken olmak üzere Teksas’a, ardından da New York’a giderek, burada “ Jackie Gleason Televizyon Şovu ”nda çalışmaya başladı. Burstyn’in bundan sonraki durağı Montreal oldu. Montreal’de bir süre gece kulüplerinde dans ettikten sonra, soluğu Broadway’de alan aktris, 1957 yılında “ Fair Game ” ile oyunculuğa adım atacaktı.

1963 yılında “ The Doctors ” isimli televizyon dizilerinde boy göstermeye başlayan Burstyn’in oyunculuğuyla dikkat çekmek için 1964’te çekilecek olan “ Goodbye Charlie ”yi beklemesi gerekti. Actors Studio’da Lee Strasberg ile oyunculuk çalışmalarına başlayan Ellen, bu çalışmaların sonucunu 1971 yılında “ The Last Picture Show ” filmiyle yapacağı büyük çıkışla aldı.Bu filmdeki rolüyle o yılın Oscar ve Altın Küre Ödülleri’ne aday olan aktris, bir sonraki yıl rol alacağı “ The King of Marvin Gardens ”ta izleyenlere dudak ısırtacaktı.

Burstyn’in bundan sonra rol aldığı film, 1973 yapımı “ The Exorcist ”ti. Bu filmdeki rolüyle de Oscar ve Altın Küre adayı olan Ellen, bunu adeta bir gelenek haline getirerek bir sonraki yıl da “ Alice Doesn’t Live Here Anymore ” ile aynı ödüllere aday olacak ve filmde canlandırdığı garson kız rolüyle bu kez “ En İyi Kadın Oyuncu ” Oscar’ını almayı başaracaktı. Aktrisin bu başarısında, yıllar önce lokantalarda kazandığı deneyimlerin şüphesiz büyük yardımı vardı. Filmdeki performansı Burstyn’e bir de İngiliz Akademisi “ En İyi Kadın Oyuncu ” ödülü getirdi. Bu rolle Altın Küre’ye de aday gösterildiyse de, birinciliği Marsha Amson’a kaptırdı.
[img src=\'Linkleri Görmek İçin Siteye Üye Olmalısınız.
Üye Ol  Giriş Yap' border=\'0\' alt=\'user posted image\' /][img src=\'Linkleri Görmek İçin Siteye Üye Olmalısınız.
Üye Ol  Giriş Yap' border=\'0\' alt=\'user posted image\' /]
1978’te rol aldığı “ Same Time, Next Year ”deki rolüyle bir Tony Ödülü’nün sahibi olan Burstyn, bu rolle aynı yılın Oscar’larında da “ En İyi Kadın Oyuncu ” adayı oldu. Bir Broadway oyunundan uyarlanan filmdeki rolüyle alkış toplayan aktris, bu rolle pek çok ödüle de aday oldu. Aynı durum, Burstyn’in 1980’de rol aldığı “ Resurrection ” için de geçerli oldu. Filmde canlandırdığı iyileştirme gücüne sahip kadın rolüyle 1980 Oscarları’nda bir kez daha “ En İyi Kadın Oyuncu ” adayı oldu.

Bütün bu başarılı çalışmalarına ve kazandığı ödüllere rağmen, 80’li yıllar Bursytn için çok kolay geçmedi. Beyaz perdede rol bulmakta zorlanan aktris, çareyi televizyonda bularak “ The Ellen Burstyn Show ” isimli bir programla kamera karşısına geçti. Bu ve buna benzer yapımlarla 2 Emmy Ödülü’nün sahibi olan Burstyn, televizyon dizilerinde yer almayı 90’lı yıllarda da sürdürdü.

90’larda beyaz perdede de çeşitli roller almayı sürdüren Burstyn, 1993’te “ The Cemetery Club ”, 1995’te “ How to Make an American Quilt ” ve “ The Baby-Sitters Club ”, 1996’da ise “The Spitfire Grill ” isimli filmlerde çeşitli roller aldı.
Oyunculuğun yanı sıra, 1982-1985 yılları arasında oyuncular sendikasında ilk kadın başkan olarak görev yapan Burstyn, 1998 yılında “ Playing By Heart ”ta Mildred, “ You Can Thank Me Later ”da da Shirley Cooperberg karakterlerini canlandırdı. 1999 yılında “ The Hurricane ”de rol alan aktris, 2000 yılı içinde “ The Yards ”, “ Requiem For a Dream ” ve “ Walking Across Egypt ” için kamera karşısına geçti.
[img src=\'Linkleri Görmek İçin Siteye Üye Olmalısınız.
Üye Ol  Giriş Yap' border=\'0\' alt=\'user posted image\' /]
“ Requiem for a Dream ”de, ilaçlara düşkünlüğü sebebiyle hayatını inişe geçiren Sara Goldfarb karakterini canlandıran Burstyn, filmdeki performansıyla 2001 Oscarları’nda bir kez daha “ En İyi Kadın Oyuncu ” adayı oldu. Bu, aktrisin Oscar’lardaki altıncı adaylığı.
Logged
Etiketler:
Sayfa: 1 [2] 3
 
 
Gitmek istediğiniz yer: